Font: Boyut:
 

2026-03-26

ALT İŞVERENLERİN BORÇLARINDAN DOLAYI ASIL İŞVERENLERİN SORUMLULUKLARI


Alt işveren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 12. Maddesinde tanımlanmış, Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı asıl işverenin alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu belirtilmiştir. “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir. Sigortalılar, üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bunlarla sözleşme yapmış olsalar dahi, asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur.” (5510/12. madde)

Birlikte sorumlulukta prim borçları ile idari para cezasını aynı şekilde değerlendirmemek gerekir.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2008/8 sayılı İdari Para Cezası Genelgesi’nde, alt işverenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde cezaların şahsiliği ilkesi gereği asıl işverene idari para cezası tahakkuk ettirilmeyeceği belirtilmişse de;  alt işverene tebliğ edilerek tahakkuk ettirilmiş idari para cezalarının müteselsil sorumluluk gereği asıl işverenden tahsili yoluna gidileceği belirtilmiştir.

7.5- Alt işveren tarafından 5510 sayılı Kanunda belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle uygulanan idari para cezasının alt işverene tebliğ edilememesi halinde, cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca asıl işverene idari para cezası tahakkuk ettirilmeyecektir.

Ancak, alt işverene tebliğ edilmiş ve dolayısıyla tahakkuk etmiş olan idari para cezasının alt işverenden tahsil edilememesi halinde, müşterek ve müteselsil sorumluluk ilkesi uyarınca idari para cezasının asıl işverenden takip ve tahsili yoluna gidilecektir.”( SGK 2008/8 Sayılı Genelge)

Alt işverenin Kuruma olan borçlarından asıl işveren ile alt işveren birlikte sorumlu olduğundan, alt işverenin Kuruma olan ve yasal süresi içinde ödenmeyen borçlarına ilişkin ödeme emirleri asıl işverene ve alt işverene aynı anda (birlikte) gönderilmektedir.

Diğer taraftan, 5510 sayılı yasada, alt işverenlerin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde bunların işverenleri sorumlu tutulmuş bulunmaktadır. Bu sorumluluğun gereği olarak prim borçlarını ödemeyen alt işverenlerin bu borçlarının asıl işverenler gerektiğinde takibe geçilerek bunlardan (asıl işverenlerden) tahsil yetkisi bulunmaktadır. Burada tereddüt yoktur.

Ancak alt işverene tebliğ edilerek tahakkuk ettirilmiş olan idari para cezalarının  asıl işverenden tahsili yoluna gidilip gidilemeyeceği üzerinde durmamız gerekmektedir.  

Geçmişte Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.06.1991 tarih E. 1991/277 K. 1991/359 sayılı kararında, asıl işverenin alt işverenin idari para cezasından sorumlu olduğu yönünde bir karar vermişti.

506 sayılı Kanun 87. maddesinde, tali işverenin ödevine uymamasının sonuçlarından asıl işverinin de sorumlu olacağı kuralını koymuştur. Zira, tali işverenler hayat deneyimleriyle ortadadır ki ekonomik bakımdan asıl işverenlere göre güçsüz kişilerdir. Bunların kişisel olarak sorumlu tutulmaları, gerek sigortalıların, gerek sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan Sosyal Sigortalar Kurumu'nun hak ve alacaklarını güvenceye almakta yetersiz olabilir. Bu nedenle, yasa koyucu, ortak yükümlerde madde 87 ile tali işverenlerin ödevlerine uymamalarının yaptırımlarından, güçlü asıl işverenleri de müteselsil sorumlu tutan, sosyal güvenlik hukukunun isteklerine uygun düşen, bir düzenleme yapmıştır.

Bu düzenleme gereğince, Kurum'un parasal hak ve alacaklarından, ihale makamından iş alan asıl işverenler de sorumludur. İşte, asıl işveren bu müteselsil sorumluluk gereğince tali işverinin idari para cezasından sorumludur. Bunu kuruma ödemiş ise Kurum'dan geri isteyemez. Ödemekle yükümlü olduğu bir borcu ödemiştir. Fakat asıl yükümlü tali işverenlere rücu edebilir.”

Kurum(o tarihteki adıyla SSK), 07.06.2010 tarih ve 2010/71 sayılı “Alt işverenin borçları” konulu Kurum Genelgesinde   Yargıtay HGK’ nun yukarıdaki kararından bahsederek alt işverene uygulanan idari para cezalarından asıl işverenin müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmişti.

Ancak Danıştay 15. Dairesi, 2015/10087 E. 2018/7937 K. 28.11.2028 tarihli kararı ile 2010/71 sayılı Genelgenin iptaline karar vermiştir.

İptal gerekçesinde, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin, HGK kararından sonra alt işveren adına tahakkuk ettirilen idari para cezalarının asıl işverenden tahsil edilemeyeceği yönünde yani HGK kararının aksi yönde pek çok kararı bulunduğu ve bu kararların istikrar kazandığı, genelgenin cezaların şahsiliği ilkesine aykırı olduğu belirtilmiştir.

Kararın ilgili kısmı aşağıdaki gibidir.

5510 sayılı Yasanın "İşveren, işveren vekili, geçici iş ilişkisi kurulan işveren ve alt işveren" başlığını taşıyan 12. maddesinde, genel olarak işveren tanımı yapılmış ve 6. fıkrasında ise "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişiye alt işveren denir." diyerek alt işverenin tanımını yapmıştır. Aynı fıkranın son cümlesinde de "asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumludur." demekle asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğunu düzenlemiştir. Bu cümlede bahsi geçen ve kanunda işverene yüklenilen yükümlülüklerin başlıcaları; sigortalı işe giriş bildirgesini verme yükümlülüğü, sigortalı işten ayrılış yükümlülüğü, işyerini bildirme yükümlülüğü, iş kazalarını bildirme yükümlülüğü, aylık prim ve hizmet belgesini verme yükümlülüğü, sigorta primlerini ödeme yükümlülüğü ve buna benzer yükümlülüklerdir. Asıl işveren sadece bu yükümlülüklerin alt işveren tarafından kanuna uygun bir biçimde yerine getirilmemesi halinde Kuruma karşı müteselsilen sorumludur. Ayrıca Kanunda, belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda asıl işverene de idari para cezası uygulanacağına dair açık bir hüküm yer almadığı gibi cezalardan somut ihlale bağlı olarak ilgili yükümlülüğe aykırı davrananın sorumlu tutulacağı, evrensel ceza hukuku ve hukukumuzda yer alan "cezaların şahsiliği" ilkesinin doğal sonucudur. Asıl işverenin sorumluluğu mali ve hukuki açıdan söz konusu olup, cezai sorumlulukta uygulanmaz.

Bu durumda; alt işverenin Kanun ile işverene yüklenen sorumlulukları yerine getirmemesi nedeniyle prim borçlarının yanı sıra Kurum tarafından uygulanan idari para cezalarından da asıl işverenin sorumlu olduğu yolundaki düzenlemeyi içeren dava konusu 2010/71 sayılı Genelge hukuka, üst normlara uygun olmadığından iptali gerekmektedir.”

Danıştay kararında da bahsedildiği üzere;  Yargıtay 10 Hukuk Dairesi 1991 tarihli HGK kararından sonra verdiği istikrar kazanmış kararlarında, asıl işverenin alt işverenin ödemesi gereken idari para cezasından sorumlu tutulamayacağını belirtmiştir.

Bu kararlardan örnekler aşağıda yer almaktadır.

5510 sayılı Kanun sosyal güvenlik hakları bakımından işçileri korumayı amaçlamaktadır. Alt işveren, asıl işverenin işyerinde alt işveren olarak faaliyet gösterirken kendi çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini de ücretleri gibi ödemek zorundadır. Bu yükümlülüğünü yerine getirmezse, yani sigorta primlerini ödemez veya eksik öderse, asıl işveren alt işveren işçilerinin ödenmeyen veya eksik ödenen sigorta primlerini ödemek zorunda kalacaktır. Çünkü ödenmeyen pirimler Sosyal Güvenlik Kurumu için gelir kaybı olmanın ötesinde, sigortalıların gelecekteki emeklilik haklarını, en temel sosyal güvenlik haklarını ellerinden almaktadır…. Ne var ki; davaya konu borcun idari para cezası olması nedeniyle, bu idari para cezasından dolayı asıl işverenlerin sorumlu olup olmadığı hususunun da açıklığa kavuşturulması gerekir.

İdari para cezalarının amacı, yapılmaması gereken bir şeyin yapılması nedeniyle ileride bu tür durumların tekrarının önlenmesidir. İdari para cezalarının ödenmesi, sigortalı işçilere yeni bir hak getirmeyecek, onların mağduriyetini önleyici bir rol oynamayacaktır. Oysa alt işverenlerin ödemediği ücret ve sigorta primlerinin asıl işverenler tarafından ödenmesi sigortalı işçilerin mağduriyetlerini önleyen çok önemli bir düzenlemedir. Bu nedenle asıl işverenlerin, alt işverenlere ait ücret ve sigorta borçlarından sorumlulukları ile alt işverenlere ait idari para cezalarından sorumluluklarını ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Diğer taraftan, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir parçası olan belirlilik ve cezaların şahsiliği ilkeleri, idari para cezaları için de geçerli olup, 4857 Sayılı İş Kanununun 98. maddesinde düzenlendiği gibi açık bir hüküm bulunmadıkça, üst işverenlerin bu cezalar nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Asıl işverenin müteselsil sorumluluğu mali ve hukuki açıdan söz konusu olup, cezai sorumlulukta uygulanamaz. Bunun sonucu olarak, asıl işveren, taşeronun fiilinden dolayı idari para cezası yönünden müteselsilen sorumlu tutulamaz.” Yargıtay 10. HD., E. 2013/22792 K. 2015/3560 T. 2.3.2015

 

Dava, dava dışı alt işveren.... aleyhine Kurumca kesilen idari para cezasına konu tutarın davacı şirketten asıl işveren sıfatıyla istenmesine dair Kurum işleminin iptali ile Kuruma ihtirazi kayıtla yapılan ödemenin istirdadı istemine ilişkindir….

Davaya konu uyuşmazlık; alt işveren davadışı .... için kesilen idari para cezasının, asıl işverenden istenilmesi nedeniyle asıl işveren davacı şirketin idari para cezasından sorumlu olup olmadığı hususunda toplanmaktadır….

Diğer taraftan, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin bir parçası olan belirlilik ve cezaların şahsiliği ilkeleri, idari para cezaları için de geçerli olup, 4857 Sayılı İş Kanununun 98. maddesinde düzenlendiği gibi açık bir hüküm bulunmadıkça, üst işverenlerin bu cezalar nedeniyle sorumlu tutulması mümkün değildir. Asıl işverenin müteselsil sorumluluğu mali ve hukuki açıdan söz konusu olup, cezai sorumlulukta uygulanamaz. Bunun sonucu olarak, asıl işveren, taşeronun fiilinden dolayı idari para cezası yönünden müteselsilen sorumlu tutulamaz.

Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, davacı adına bizzat tahakkuk etmiş ve kesinleşmiş idari para cezası olup olmadığı araştırılmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir” Yargıtay 10. HD., E. 2015/8462 K. 2017/6646 T. 10.10.2017

Dava, J. O. isimli şahsın davacı şirketin taşeronu olmadığının tespiti ile, Kurumca resen yapılan taşeron kaydı tescili işleminin iptaline, ilişiksizlik belgesi almak için taşeron adına tahakkuk ettirilen prim ve idari para cezası borcunu ödemek zorunda kaldığından haksız olarak tahsil edilen 7.960,23 TL'nin yasal faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi F. Q. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi….

2-Asıl işveren olan davacı şirketin, alt işverenin kanun ile belirlenen sorumluluklarını yerine getirmemesi nedeniyle prim borçlarının yanı sıra, Kurum tarafından uygulanan idari para cezasından sorumlu olup olmadığı hususunun irdelenmesi gerekmektedir….

Gerek Mülga 506 sayılı Yasanın 140.maddesinde, gerekse 5510 sayılı Yasanın 102 ve 103.maddelerinde işverenin kanunla düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde idari para cezası ile sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Şüphesiz alt işveren, işveren sıfatıyla sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde idari para cezasından sorumlu olacaktır. Uyuşmazlık, anılan yükümlülüklerin ihlali halinde, asıl işverenin sorumluluğunun ne şekilde olacağı hususundadır.

İdari para cezası, neticede bir cezai yaptırım olup, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre alt işverenle birlikte, asıl işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu konuda İş Kanununun 98.maddesinde düzenlendiği şekilde açık bir hüküm bulunmadıkça, aracı (taşeron) işverenin suç teşkil eden eylemi sonucu tayin edilen idari para cezasından, asıl işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir. Gerek 506 sayılı Yasada, gerekse 5510 sayılı Yasada idari para cezasından asıl işverenin de sorumlu olacağı yönünde açıkça bir hüküm getirilmiş değildir. Bu durumda davacı asıl işverenin ilişiksizlik belgesi almak için manevi cebir altında, taşerona ait idari para cezasını ödemiş olması nedeniyle, istirdata hakkı bulunduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” Yargıtay 10. HD., E. 2009/17563 K. 2011/8689 T. 13.06.2011

Davacı ……….San. Ve Tic. A.Ş.’nin temyiz itirazlarına gelince; Davacı şirketin taşeronu K2’ın, çalıştırdığı üç sigortalının işe giriş bildirgelerini süresinde vermemesi, 2004 yılının 3’ncü ayına ait aylık bildirgeyi ve 2004 yılının 1.dönem bordrosunu süresinde vermemesi nedeniyle, Kurum, 506 sayılı Kanunun 140’ncı maddesinin b-c-d fıkraları uyarınca idari para cezası kararı vermiştir. Tahakkuk eden idari para cezası, aracı (taşeron) K2’a 27.10.2005 tarihinde tebliğ edilmiş, K2 süresi içinde komisyona itirazda bulunmuştur. Komisyonun 07.12.2005 tarihli itirazın reddine ilişkin kararı 22.12.2005 tarihinde tebliğ edilmesine karşın, K2 yasal süresi içinde idari para cezasının iptali yönünde ilgili mahkemede dava açmadığından idari aşamada tahakkuk eden idari para cezası kesinleşmiştir. Sosyal Sigortalar Kurumunun, taşerondan alacağını tahsil edememesi üzerine, asıl işverene 06.04.2006 tarihinde ödeme emri göndermiş, ödeme emri davacı işveren şirkete 12.04.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir. Asıl işveren 19.04.2006 tarihinde bu davayı açarak taşeronun bildirgeyi geç vermesinden dolayı tahakkuk ettirilen idari para cezasından sorumlu tutulamayacaklarından dayanağı olan ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında ödeme emrinin iptaline ilişkin davayı ıslah ederek, buna dair dilekçeyi süresinde mahkemeye sunmuş ve takip konusu meblağı ödediği için, iş bu davasını alacağa dönüştürmüştür. Bu durumda mahkemenin, bu talep çerçevesinde yargılamayı sürdürmesi ve sonucuna göre karar vermesi gerekirken, davanın konusuz kalması sebebiyle hüküm kurmuş olması isabetsiz bulunmuştur.

Öte yandan, 506 Sayılı Yasanın 140.maddesinde düzenlenen İdari para cezaları, prim ödeme borcundan farklı olarak yasaya aykırı davranışın cezai yaptırımı olup, bu cezadan, cezaların şahsiliği ilkesi gereğince, eylemi kim yapmışsa o sorumludur. Somut olayda, aracı (taşeron) K2’ın yasaya aykırı eylemi sonucu tayin edilen idari para cezasından sorumluluğu kişisel olup, bu cezadan asıl işverenin sorumlu tutulamayacağı ortadadır.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” Yargıtay 10. HD., E. 2006/17573 K. 2007/6282 T. 19.04.2007

Danıştay 15. Dairesi ve Yargıtay 10. HD’nin kararlarında belirtildiği üzere; idari para cezası, neticede bir cezai yaptırım olup, cezaların şahsiliği ile kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre alt işverene düzenlenen idari para cezasının asıl işverenden tahsil edilmesi ceza hukukunun evrensel ilkelerine aykırıdır.

Bu ilkeler Türk Ceza Kanunu’nda da yer almaktadır.

“ Madde 2- (1) Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.”

“Madde 20- (1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz”

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun  2020/8 sayılı Genelgesinde, alt işverene tebliğ edilmiş ve dolayısıyla tahakkuk etmiş olan idari para cezasının alt işverenden tahsil edilememesi halinde, müşterek ve müteselsil sorumluluk ilkesi uyarınca asıl işverenden takip ve tahsili yoluna gidileceği yönündeki düzenlemesi bulunmakla birlikte Genelgedeki  düzenleme hukuken sonucu değiştirmez.  Zira  TCK 2. Maddesine göre İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

idari para cezaları yönünden kanun hükümleri ile sonuca varılmak zorundadır.

Açıklanan nedenlerle;

-  Sosyal Güvenlik Kurumu’nun konuya ilişkin 2020/8 sayılı Genelgesinde yer alan “Alt işverenlere tebliğ edilmesine rağmen tahsil edilemeyen idari para cezalarının işverenlerinden tahsili yoluna gidilmesi” ne yönelik açıklamanın, gerek Yargıtay’ın, gerekse Danıştay’ın görüşlerine aykırı düşmesi nedeniyle düzeltilmesi,

-  Alt işverenler adına tahakkuk ettirilmiş idari para cezalarının tahsili için asıl işverenlere ödeme emri gönderilmesi halinde süresi içinde yetkili iş mahkemesine itiraz edilmesi, öte yandan ilişiksizlik belgesi alabilmek için alt işverenlere tahakkuk eden idari para cezaları ödenmek zorunda kalınırsa, sonradan istirdadını talep edebilmek için en geç ödeme anında ihtirazi kayıt ileri sürülerek ödeme yapılması ve istirdat davası yoluna gidilmesi,

-  Alt işverenin İPC sinin işverene ödenecek hakediş ve teminatına karşılık tutulmasının hukuka aykırı olduğu,

kanaatindeyiz. 

Gülbenk Danışmanlık

 

GML
Adres: Mustafa Kemal Mah. 2155. Sk. Nep Office 4 K:2 D:9-10 ANKARA
Tel: 0 (312) 223 63 14 | Faks: 0 (312) 223 59 85